10 Mart 2013 Pazar

Kitap Okumanın Önemi

Değerli okuyucular,

Günümüz hız çağında hayal kurmanın ve okuma zevkinin unutulduğunun hepimiz farkındayız. Bu nedenle Kültür ve Sanat Takipçileri olarak sizlere, bu duyarlılığı tekrar hatırlatmak amacıyla, kendi çalışmamız olan afiş sergisini hazırladık. Umarız beğenirsiniz.

Nogay KÜÇÜK












4 Mart 2013 Pazartesi

Les Miserables


 Film hakkında söyleyebileceğim tek bir şey var, o da harika olduğudur.
  Sefiller, cuma günü ülkemizde vizyona girdiği an soluğu sinemada aldım.Bilet sırasındayken bile nefesimi tutuyordum heyecandan.Çünkü aylardır beklediğim filmi sonunda görebilecektim.Salona geçtim, ışıklar kapandı ve film başladı...Daha ilk saniyesinde kendimi filme kaptırmışım, çünkü ne zaman film 10 dakikalık araya girdi, ne zaman ikici yarı başladı fark etmemişim bile.
 Oyunculuk mühteşemdi.Özellikle Anne Hathaway'in oyunculuğu.Zaten bir çok ödül aldı bu film sayesinde.Oyunculuk bir yana, şarkılar çok güzeldi. Diyaloglar bile arkadan kısık bir seste müzik ile şarkı haline getirilmiş.Sadece aşktan veya bir tutsağın kaçışından bahsedilmemiş, 19.yüzyıl Fransa'sın da olan ayaklanmalara da değinmiş.
  Fazla uzatmadan; Victor Hugo'nun yazdığı ve şu an dünya klasikleri başlığı altında yer alan Sefiller adlı kitabın müzikali çok başarılı.Fakat film hakkında küçük bir olumsuz düşüncem var.
  O da şu ki;  filmdeki olaylar hızlı gelişiyor.Yani kişilerin görüşlerini içerdiği şarkılar o kadar uzun ki; olayları hızlandırmak zorunda kalmışlar.
 Olsun ama yine de her şeyiyle kusursuz bir görsel şölen yaratıyor.

3 Mart 2013 Pazar

KEREM GİBİ


Hava kurşun gibi ağır!
Bağır
       bağır
             bağır
                    bağırıyorum!
Koşun
       kurşun
              erit-
                -meğe
                      çağırıyorum...
O diyor ki bana:
-Sen kendi sesinle kül olursun ey!
                                           Kerem
                                                gibi 
  

                                                     yana
                                                         yana...
"Deeeert
             çok,
                 hemdert
                        yok"
Yürek-
        -lerin
kulak-
       -ları
             sağır...
Hava kurşun gibi ağır...

Ben diyorum ki ona:
-- Kül olayım
                 Kerem
                          gibi
                             yana
                                 yana
Ben yanmasam
              sen yanmasan
                         biz yanmasak,
                    nasıl
                        çıkar
                           karan-
                                   -lıklar
           aydın-
                                   -lığa.
Hava toprak gibi gebe.
Hava kurşun gibi ağır.
     Bağır
            bağır
                  bağır
                         bağırıyorum.
Koşun
       kurşun
              erit-
                -meğe
                       çağırıyorum......

                                        NAZIM HİKMET RAN

2 Mart 2013 Cumartesi

AHMET ÜMİT – BAB-I ESRAR


   Bu kitabı ilk elime alıp okumaya başladığımda tam da bu sene öğrendiğim Divan Edebiyatını daha yakından tanıma fırsatını elde ettim. Modern hayatın içine Divan anlayışının çok başarılı bir şekilde harmanlandığı bu kitapta, tasavvufi düşünce ile ilgili aklımdaki soru işaretlerinin çoğunu temizlemiş oldum. Ancak bu temizliğin ardından edindiğim yeni bilgilerle birlikte aklımda yeni soru işaretleri oluşmaya başladı.

   Bab-ı Esrar adlı eser Ahmet Ümit’in okuduğum ilk kitabı oldu ve kesinlikle diğer kitapları için de bir okuma isteği uyandırdı. Çünkü yazar dili öyle başarılı kullanıyor ve olayları öyle pürüzsüz anlatıyor ki okumaya başladığınızda cümleler hiçbir engele takılmadan kayıp gidiyor ve sayfalarca okuduğumu fark etmek için dıştan bir dürtüye ihtiyaç duyuyorum. Zaman zaman dilin ağırlaştığı yerler de oluyor, bunu inkar edemem, ancak o kısımlarda bile cümlenin ikinci kere üstünden geçmek yetiyor. Oldukça merakımı uyandıran ve elimden bırakamadığım bu kitabın benim için bu kadar büyüleyici olmasının bir sebebi ana karakterin iç dünyasını birebir yaşamam. Bunun nedeni ise yazarın, karakterin iç dünyasını anlatırken kurguladığı bütün düşünceleri nedensellik tabanına oturtabilmesi. Nedensellik tabanına oturan düşünceler sağduyuya yakın geldiği için ve gündelik hayatta aslında hepimizin hissettiği şeyler olduğu için kabullenmek oldukça kolay oluyor ve bir süre sonra yaşananları içselleştirdiğimi hissedebiliyorum.

   İç dünya analizlerine ek olarak yazarın gerçek dünyadan mekanları, diyalogları, yaşanmış olayları kullanışı çok hoşuma gitti. Benim için bir kitabı okurken önemli olan ve yazarın başarılı olduğunu düşündüren etken o anları adeta yaşıyormuş gibi hissettirmesi. Bunun nedeni ise o anları birebir hissetmek bunu yine bir noktada içselleştirmek ve bir noktada aklınızın bir köşesinde yazanların yer edinmesi demek. Bence aklınızın bir köşesinde kitabın içindeki o sahnelerin yer edinmesi demek, bir yazarın başına gelebilecek en güzel şey olur çünkü bu, okuyucu kitabı sağduyuya yatkın ve hatırlamaya değer bulmuş demektir.

        Biraz da romanın içeriğiyle ilgilenicek olursak, karşımıza gelen ana karakter Karen Kimya Greenwood’un paralel evrende Şems-i Tebrizi oluşu, tasavvufun yakından inceleme fırsatı elde etmesi ve bütün bunlarla paralel şekilde ilerleyen çalışma hayatı hikayenin ana hatlarını oluşturur. Yazarın sadece tasavvufun içinde boğulup gitmemesi, günlük hayatın akışını bize başarılı bir şekilde aktarması kitabı okurken alınan keyfin sürekliliğini sağlıyor. Bunun nedeni ise çok zevk alarak öğrendiğim Divan Edebiyatı’nın yoğunluğu içinde, günlük hayattan tanıdık kareler, tanıdık insan tasvirleri görmek hikayenin daha da içine girmemi sağlıyor.

   Örneğin yazarımız kitabın daha başlarında Konya’daki Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi (37. Sayfa son paragraf) yapısını kullanarak, aslında anlattıklarının havada kalmadığını, gerçek sokaklarda geçtiğini kanıtlamış oluyor. 



1 Mart 2013 Cuma

BİR UMUT

Yorgunsun,uzaklardan gelmişsin;
Yitirmişsin neyin varsa birer birer.
Bir sağlık,bir sevinç,bir umut...
Onlar da neredeyse gitti gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların?
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.
Taşlara düşen saat gibi,
Ne artı, ne eksi.
Bir sağlık,bir sevinç,bir umut
Hikaye hepsi. 





CAHİT SITKI TARANCI